AKİF EKİCİ

26. Dönem Gaziantep Milletvekili

SON ZAMANLARDA ARTAN YASA DIŞI DİNLEMELER

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de son zamanlarda artan yasa dışı dinleme olaylarıyla ilgili ve yaratılan korku imparatorluğuyla ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce Divanı saygıyla selamlıyorum.

 

Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Başkanının, YÖK başkanlarının, Ana Muhalefet Partisi Genel Sekreterinin, askerlerin, bürokratların, gazetecilerin, siyasetçilerin, daha doğrusu tüm toplumun dinlenmekte olduğu ve korku imparatorluğu altında sindirilmek istendiği bir ortam içerisinde yaşıyoruz. Herkesin dinlenmekte olduğu bir süreçten geçiyoruz. Telekulağın bir iddia olmaktan çıktığı, hayatın ta kendisi, gerçeğin ta kendisi olduğu bir Türkiye var karşımızda.

 

Değerli arkadaşlar, benim dile getirdiğim, yakındığım konu, yargı kararıyla yapılan, suçu önlemeyle ilgili yapılan, emniyetin yapmış olduğu, izne tabi dinlemelerle ilgili değil, bunların dışında illegal yapılan dinlemelerdir. Bunlar, sanatçıdan esnafına, ev hanımından memuruna, herkesin “ben dinleniyorum” demesi hukuk devletine zarar vermektedir, insan psikolojisini bozmaktadır. Yasa dışı veya hizmet ettiği mantık adına dinleme yapan kişiler, gruplar, kuruluşlar veya kurumlar için bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bugün şu gerçek bilinmektedir: 600 dolar bedel ödeyen, ücret ödeyen bir kişi istediğini dinleme imkânına kavuşmuş ve bunu sağlamış olmaktadır. Peki, bu sorunu teknik olarak önlemekle sorumlu Ulaştırma Bakanı ne yapıyor? Nasıl bir çözüm önerisi getiriyor? Çok enteresan, Sayın Bakanın önerisi şu: Dinlenmek istemiyorsanız konuşmayın. Evet, “Dinlenmek istemiyorsanız konuşmayın.” diyor Sayın Bakan. Bu mantık aklıma şunu getiriyor: “Bir dönem okullar olmasa millî eğitimi çok rahat idare edebilirim.” diyen mantığı çağrıştırıyor değerli arkadaşlar. Geçtiğimiz günlerde Sayın Enerji Bakanı da şöyle bir iddiada bulundu: “Doğal gaz pahalılığından yakınıyorsunuz. Üşüyorsanız fındık yiyin.” Yani arkadaşlar, lütfen gülünecek şeyler yapmayalım. Toplumla bu kadar alay etmeyelim. Bu kadar ciddiye almaz bir davranış içerisinde bulunmayalım.

 

Değerli milletvekilleri, özel hayata müdahale, duygusal yaşamın, günlük yaşamın denetim altına alınması anlamına gelen yasa dışı dinlemeleri bir milletvekili olarak değil, Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak yani 70 milyondan biri olarak kabul edemiyorum, içime sindiremiyorum. Türkiye'nin bir hukuk devleti mantığı içinde yönetilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması hepimizin görevidir. Avrupa Birliği üyeliği yolunda ilerleyen demokratik Türkiyede bu görüntüler bizlere yakışmıyor. Yetkisi olanların, teknolojinin nimetlerinden faydalananların diğer vatandaşların özel hayatını gasp etmesi Türkiyeye yakışmıyor. Bu işe bir an önce çözüm bulunması gerektiği inancı içerisindeyim eğer buna çözüm bulunmazsa bizim yöremizde şöyle bir tabir vardır: “Deri kokarsa tuzlanır.” Tuz kokarsa yapacak şey felakete gidiştir. Değerli arkadaşlarım, tuzu kokutmadan bu işin çözümünü bulmakla ilgili adım atılması gerektiği inancı içerisindeyim.

 

Değerli arkadaşlar, söylenecek çok söz var ama beş dakika içerisinde bunları sığdırmak, bunları anlatmak pek de kolay olmuyor.

 

Türkiye siyasi ve ekonomik açıdan çok zor bir süreçten geçiyor. Yoksulluk ve çaresizlik her geçen gün daha da artmaktadır. Her gün kapanan iş yerleri, işten çıkarmalar haberleri artık önemsiz ve kanıksanmış duruma gelmiştir, ülkemizin her yerinde yaşanır olmuştur. Ortada, peş peşe batan şirketler, işsiz kalan yüz binler var. Küresel krizde ikinci dalgadan söz ediliyor ama biz hâlâ krizin adını dahi koyamadık. Bırakın adını koymayı, teğet geçmesinden psikolojik olmasına kadar birçok ilginç tanımlamalar getirdik. Gaziantepte, Kahramanmaraşta, Konyada, Türkiye'nin tüm illerinde kriz teğet geçmemiştir, yüzlerce iş yeri kapanmıştır, kapanmayıp küçülenler, üretimi tek vardiyaya indirenler…Tesislerini söküp başka ülkelere götürenler için hiçbir tedbir alınmamıştır. Alınması gereken çok basit, küçük, birkaç tedbir vardır, söyledik bunu defalarca: Vergileri birkaç puan indirirseniz, yüksek SSK primlerini düşürürseniz, kur politikasında inat etmeyip mantıklı bir çözüm getirirseniz, Çin, Hindistan, Tayland, Filipinler gibi ülkelerin yaptığı haksız rekabeti önleyici tedbirler alırsanız bu sorunlar çözülür iddiasındaydık ama maalesef bunların hiçbirisi yapılmadı.

 

Değerli arkadaşlar, kronik bir sorun hâline gelen işsizlik, AKPnin iktidar olduğu son altı buçuk yıl içerisinde daha da artmıştır. Bugün 18 milyon insan yoksulluk sınırı altındadır, 2 milyon insan aç yatıp kalkmaktadır. Bu yüce Meclisin asli görevi bu olmalıdır, korku imparatorluğu yaratarak insanları sindirmek yerine bu yoksul ve açlık sınırı altında kalmış insanların sorunları nasıl çözülür, ne gibi tedbirler alınır hesapları ve çalışmaları içerisinde olmamız gerekir ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim…

Değerli arkadaşlar, maalesef şu gerçeği de görüyoruz: Bugün her türlü yoksulluğun içerisine bulaşmış olan, imar rantlarından faydalanan, beş yıl önce çocuklarını arkadaşlarının burs desteğiyle okuttuğu iddiasında bulunanlar bu krizden, bu ekonomik sıkıntıdan paylarını almamışlar, bunun içerisinde yoklar ama…

 

Teşekkür ederim değerli arkadaşlar.